Makaleler

İİK m. 340 Kapsamında Taahhüdü İhlal Suçu: Geçerli Bir Ödeme Taahhüdünün Hukuki Şartları

İİK m. 340 Kapsamında Taahhüdü İhlal Suçu: Geçerli Bir Ödeme Taahhüdünün Hukuki Şartları

İcra ve İflas Kanunu'nun 340. maddesinde düzenlenen ödeme şartını ihlal (taahhüdü ihlal) suçu, uygulamada en sık karşılaşılan icra ceza uyuşmazlıklarından biridir. Ancak uygulamada sıklıkla gözden kaçırılan husus, her ödeme taahhüdünün cezai sorumluluk doğurmayacağıdır.

Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, yalnızca kanunun aradığı tüm unsurları taşıyan geçerli bir ödeme taahhüdünün ihlali halinde tazyik hapsi yaptırımı uygulanabilir. Şekil ve esas bakımından hukuka aykırı olarak düzenlenen taahhütnamelere dayanılarak İİK m.340 kapsamında mahkûmiyet kararı verilmesi mümkün değildir.

1. Takip Kesinleşmeden Alınan Taahhüt Geçerli Değildir

İİK m.340 kapsamında cezai sorumluluğun doğabilmesi için öncelikle borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması gerekir.

Bu nedenle;

  • ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmesi,

  • itiraz süresinin geçmiş olması veya

  • borçlunun açık şekilde itirazından feragat ederek takibi kesinleştirmesi

zorunlu unsurlardır.

Henüz takip kesinleşmeden alınan ödeme taahhüdü, hukuken geçerli kabul edilmez ve ihlal edilmesi halinde suç oluşmaz.

Nitekim Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 29.11.2011 tarihli kararında, icra emri henüz tebliğ edilmeden alınan taahhüdün geçersiz olduğu belirtilmiş; takip kesinleşmediğinden İİK m.340 kapsamında cezalandırma yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir.

Aynı ilke Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında da benimsenmiştir. Ceza Genel Kurulu, geçerli bir ödeme taahhüdünden söz edilebilmesi için öncelikle kesinleşmiş bir icra takibinin bulunmasının zorunlu olduğunu vurgulamaktadır.

2. Taahhütte Borç Miktarı Açık ve Belirli Olmalıdır

Geçerli bir ödeme taahhüdünün en önemli şartlarından biri de borcun hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmiş olmasıdır.

Taahhütnamede;

  • ana para,

  • işlemiş faiz,

  • taahhüt tarihinden son ödeme tarihine kadar işleyecek faiz,

  • vekâlet ücreti,

  • icra harçları,

  • takip giderleri

ayrı ayrı gösterilmeli ve toplam borç miktarı net şekilde hesaplanmalıdır.

Taahhüt tarihinden sonraki işleyecek faiz belirtilmeden düzenlenen taahhütnameler, Yargıtay tarafından belirsiz kabul edilmekte ve geçersiz sayılmaktadır.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 28.03.2018 tarihli kararında da, işleyecek faizin belirtilmediği taahhütnamenin hukuken geçerli olmadığı ve bu nedenle taahhüdü ihlal suçunun oluşmayacağı açıkça ifade edilmiştir.

3. Borç Hesabındaki Çelişkiler Taahhüdü Geçersiz Hale Getirebilir

Uygulamada sık karşılaşılan sorunlardan biri de toplam borç ile taksitlerin matematiksel olarak birbirini karşılamamasıdır.

Örneğin;

  • toplam borcun farklı yazılması,

  • taksitlerin toplamının başka bir rakama ulaşması,

  • hesaplamalarda maddi hata bulunması

halinde borcun hangi miktar üzerinden ödendiği belirsiz hale gelir.

Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi gereği, cezai yaptırımın dayanağını oluşturan ödeme taahhüdünün hiçbir kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta düzenlenmesi gerekir.

4. Borçlunun Sorumlu Olmadığı Kalemler Taahhüde Dahil Edilemez

Taahhüdün geçerliliği bakımından yalnızca miktarın doğru olması yeterli değildir. Aynı zamanda borçlunun hukuken sorumlu olmadığı alacak kalemlerinin de taahhüde eklenmemesi gerekir.

Bunun en önemli örneklerinden biri çek tazminatıdır.

Türk Ticaret Kanunu uyarınca yüzde beş oranındaki çek tazminatından esas itibarıyla keşideci sorumludur.

Yargıtay'ın yerleşik kararlarına göre cirantanın çek tazminatından sorumluluğu bulunmamaktadır.

Buna rağmen cirantanın sorumlu olmadığı çek tazminatının ödeme taahhüdüne dahil edilmesi, borç miktarını hukuka aykırı şekilde artırmakta ve taahhüdün geçerliliğini tartışmalı hale getirmektedir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 10.05.2007 ve 09.12.2010 tarihli kararlarında da cirantanın çek tazminatından sorumlu tutulamayacağı açıkça belirtilmiştir.

5. Ceza Hukukunda Şekil Şartları Büyük Önem Taşır

İİK m.340 kapsamında verilen tazyik hapsi, borçtan dolayı cezalandırma niteliğinde olmayıp, kanunun öngördüğü şekil şartlarının ihlali halinde uygulanabilecek istisnai bir yaptırımdır.

Bu nedenle;

  • takip kesinleşmeden alınan taahhüt,

  • belirsiz borç hesabı,

  • işleyecek faizin gösterilmemesi,

  • hukuken sorumlu olunmayan kalemlerin taahhüde eklenmesi,

  • alacak miktarındaki hesap hataları

gibi eksiklikler, taahhüdün geçerliliğini ortadan kaldırabilir.

Bu durumlarda taahhüdün ihlal edildiğinden söz edilse bile İİK m.340 anlamında suç oluşmayacaktır.

Sonuç

İcra ceza yargılamalarında çoğu zaman yalnızca taahhüdün ihlal edilip edilmediği üzerinde durulmaktadır. Oysa asıl değerlendirilmesi gereken husus, öncelikle ödeme taahhüdünün hukuken geçerli olup olmadığıdır.

Yargıtay'ın uzun yıllardır istikrarlı biçimde sürdürdüğü içtihatlar; takip kesinleşmeden alınan, borç hesabı belirsiz olan, işleyecek faizi göstermeyen veya borçlunun sorumlu olmadığı kalemleri içeren ödeme taahhütlerine dayanılarak İİK m.340 kapsamında tazyik hapsi kararı verilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle taahhüdü ihlal suçuna ilişkin davalarda yalnızca ödeme yapılmaması değil; taahhüdün düzenlenme şekli, icra dosyasının durumu, takip süreci ve borç hesabının doğruluğu da ayrıntılı şekilde incelenmelidir. Geçerli olmayan bir taahhüde dayanılarak özgürlüğü bağlayıcı yaptırım uygulanması, hukuk devleti, ölçülülük ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.Hak kaybı yaşamamak adına sürecin icra ve ceza hukuku alanında uzman bir avukat tarafından değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

Hisar Hukuk


  TELEFON   YOL TARİFİ   WHATSAPP